Basma Fistan Giyerim Aman




Zeytinyağlı yiyemem aman Basma da fistan giyemem aman Basma da fistan giyemem aman

Senin gibi cahile Ben efendim diyemem aman Ben efendim diyemem aman

Hava nasıl olursa olsun, refaha yalnızca birlikte ulaşırız" sloganı ile imzalanan Marshall Planı.

Bu haftaki yazıma, çoğunuzun bildiği bir anonim türkü ile başlıyorum. Bu türkünün bir bilinmeyen, hazin hikayesi vardır. 2. Dünya savaşı sonrası yıllara uzanan hikayesinde, yokluğun ve yoksulluğun olduğu yıllarda, birçok ülke zorluklar yaşıyordu. 6 yıl süren savaşın izlerini silmek ve insanların yeniden ayağa kalkması için, ABD tarafından 1947 yılında bir plan önerisi atılmıştır ortaya; Marshall planı! Bu plan kapsamında 16 ülkeye ekonomik yardım paketi desteği sağlanmıştır. Bu destek temelde antikomünist hedefler içermektedir. Buna bağlı olarak da birçok kapitalist hamlelerde bulunulmuştur.

Türkiye’ye 137 milyon dolar kadar yardımda bulunulan bu plan aslında yardımdan çok ülkenin sosyal devlet yapısının kapitalizme pazar olmasının yolunu açmaktı.

Bu planlar dahilinde ısmarlama bir türkü hazırlanmıştır. İşte bu türkü bu dönemlerde ortaya çıkarak insanların tüketim ve yaşam tarzlarını değiştirmeye yönelik bir vurgu yapmaktadır.

Gelin birlikte türkünün sözlerini inceleyelim.

“Zeytinyağlı yiyemem aman” sözü ile Türkiye’nin o dönemlerde en çok yağ tüketimini zeytinyağı oluşturmaktadır. Dışa bağımlı olmayan, kendi kendisine yetebilen bir ülke için bir küçük hamledir bu adım. Hedeflenen zeytinyağı yerine o dönemlerde ithal edilen vita yağları piyasaya sunulmuştu. Pazarların oluşumu için önemli bir hamleydi zeytinyağını kötülemek.

“Basma da fistan giyemem aman” sözleri ile sadece bir yöresel kıyafet vurgusuna değil, milli sanayii kalkınması olan Sümerbank’a atıfta bulunulmaktadır. O dönemlerde pazen ve basma yerli pamuklardan üretilen kumaş türleridir. Bu fabrikalar İzmir İktisat Kongresi kararları doğrultusunda, biz zati Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün eliyle açılmıştır. Bu şarkı ile kumaşların yerine, sentetik kumaşların albenisi olduğunu vurgulamak istemiş ve gayet başarılı olarak, viskon denilen sentetik kumaşlar iç piyasaya girmeye başlamıştır.

“Senin gibi cahile, ben efendim diyemem aman” Türkünün bu kısmı hedefin ne olduğunu vurgulamaktadır. Atatürk’ün; “Köylü milletin efendisidir” sözüne atıf yaparak, köylüye cahil diyen bir türküdür ve insanların iletişim araçları ile yaşam stilleri ve tüketim alışkanlıkları değiştirilmek istenmektedir. Amaç kendine yeten, tarım ülkesi Türkiye’nin dışa bağlı ve üretmek yerine tüketime dayalı bir pazar oluşması hedeflenmekteydi.

Günümüz Türkiye’sine bakarsak, hedeflenenin ne kadarda aşamalar halinde başarılı olduğunu görmekteyiz. Şu an sadece kumaş ve yağ ürünlerini değil, birçok gıda ürününü dışardan ithal etmekteyiz. Öyle ki tahıl ambarı olarak bilinen Anadolu, artık kuraklıkla mücadele eden, köylünün topraktan çekildiği bir alan olmuştur. Bunun en basit örneğini marketlerde alacağınız baklagiller ürünlerinin paketlerinde üretim yeri kısmına göz atmanız yeterlidir. Mercimeğin dahi Meksika’dan geldiği bir Türkiye olması istenmişti ve bu ilk olarak Marshall planı ile devreye sokulmuştur.

Türkiye’nin bir sloganı vardı, “yerli malı yurdun malı, herkes onu kullanmalı”. Bu sloganı artık duymuyoruz. Yerli mallarına olan ilgi gün geçtikçe yapılan yayınlar ve politikalar ile azalmıştır. Kapitalizm, ulus kavramını sevmez, millet olmanın birliğinden hoşlanmaz. Bireyler haline getirip insanları, tüketici yapmak ister. Tekelde kendisi üretecek ve bireyler o üretimlere köle olarak hizmet edecektir. Bu nedenle bu tarz sloganlar toplumlarda benimsenmekten uzaklaştırılmak için bireysel bir dünya düzeni ortaya atılmıştır. Bunun etkilerini, dünyayı saran salgınla daha da belirgin halde görme fırsatı bulduk.

Sümerbank’a göz attığımız da sadece kumaş üreten bir fabrikayı görmüyoruz. Yörede köylülerin ürettiği pamuğu alarak, köylüyü desteklemekteydi. Sonrasında bu pamukları yöre insanlarının üretimiyle hem iç hem de dış piyasaya kaliteli kumaşlar tedarik etmekteydi. Üretilen kumaşlar ayrıca devletin tüm kurumlarında kullanılması içinde tedarik ediliyordu. Buda kamusal borçlanmada dışa bağlılığı ortadan kaldıran bir etkendi.

Kadın ve erkeğin üretime dahil edildiği bu fabrikalarda, kreşlerde çocuklar bakılmakta, tiyatro ve sinema gibi sosyal alanlarında olduğu, sendikal faaliyetlerle çalışanların haklarının korunduğu bir sosyal fabrikaydı Sümerbank. Değerini kapandıktan sonra anladık lakin çok geç oldu bizler için. Şu an dışa bağlılık ile hem ekonomik baskılar artmakta hem de kaynak sorunu ile her an karşı karşıya kalabiliriz.

Bir Türkü ile başladı her şey. Türkü ile küstü köylü toprağına, köyüne ve üreten gücüne. Şu an köylü değil, kapitalist sistem efendi olmuştur. Birkaç marketi denetleyerek bu durum ortadan kaldırılamaz. Bu konuda köklü hamleler yapılması gerekiyor. Fakat dolar ve Euro değerlerindeki dalgalanmalar bile bizleri yerimizde tutmaktadır. Hiçbirimiz dolar ile maaş almıyoruz neredeyse ama artık anlayın, dolarla almadığımız hammaddeleri terk ettik. Toprak bizden hiçbir belge evrak istemeden bağrını açmış vaziyette. Köyden kente göçlerin devrini, kentten köye göçler almalı. Toprağa yeniden dönmeliyiz. Kendimiz için, yurdumuz için, geleceğimiz için. Rahmetle andığımız Aşık Veysel’in sözlerine kulak verelim;

“Karnın yardım kazmayınan belinen

Yüzün yırttım tırnağınan elinen

Yine beni karşıladı gülinen

Benim sadık yârim kara topraktır

***

İşkence yaptıkça ey yâr bana gülerdi

Bunda yalan yoktur herkes de gördü

Bir çekirdek verdim dört bostan verdi

Benim sadık yârim kara topraktır.”


23 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

BasmaFistan.com olarak, #sokakhayvanları ve #barınakhayvanları kışın üşümesin diye, altlarına Pamuklu kumaş gönderimi sağlayacaktır. Kumaşlar bizden, hayvan dostlarımıza ulaştırmak sizden. Yakınları